yaşamımı yitirdim. hükümsüzdür!

 

KİM HAYATINI KAYBETTİ?

Ömer Lütfi Mete - Halk'a ve Olaylara Tercüman, 29.11.2006

 

Genel olarak söylem, özel olarak da Türkçe konusunda az veya çok duyarlı kişi ve yayın organlarının bile sakınmayı başaramadığı tuhaf bir vefat haberi veriş tarzı hayatımızın rengini ölümcülleştiriyor:

 

..... kazada hayatını kaybetti...
..... hastanede hayatını kaybetti.
..... hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetti.


Bu Türkçesizliğe daha çağdaş (!) türevini ekleyelim:


..... yaşamını yitirdi...


İşin tuhaf tarafı, 'ikinci hayat'a inananların da, inanmayanların da aynı saçmalığı tekrardan kaçınmamaları...


..... hayatını kaybetti...


Hayatiyetini değil, hayatını kaybetti...
Hayat kaybedilemez ki!
Dünyevi imkan ve donanımlarla hiç kayıt altına alınamayan veya alınan hayatlar bile, pek çok boyutları ile evrenin bir yerlerinde varlığını sürdürürler.
Öyleyse 'hayatını kaybetmek' sözü niye üretilmiştir?
Hadi 'ölüm' kelimesinin soğukluğundan sakınmak istedik.
'Vefat' kelimesinin ne kötülüğünü gördük? Hele 'Hakk'ın rahmetine kavuştu' gibi, kültür ve inanç birikimimizin özetini yansıtan deyişi veya benzerlerini muhafazakarlarımız bile neden gönül rahatlığı ile kullanamazlar?
Aslında 'hayatını kaybeden', son nefesini tüketen kişi veya kişiler değil; onlar hakkında herhangi bir duygu rengi yansıtamayacak kadar katılaşabilenlerdir.
Sanki haberlerin dili, ille de buz gibi kayıtsız olmak zorunda. Özellikle de ölen kişi sıradan vatandaş ise haberi yazan veya okuyan kişi masadan düşüp kırılan bir bardaktan söz edercesine yabani bir ifadeyle vakayı aktarmaya özen gösteriyor. Fakat aynı haber adamı kazara siyasi veya ideolojik açıdan yakınlık hissettiği kişinin ölümünü bildirecek olsa hemen de edebiyat zorlamalarına kalkışır, duyurduğu vefat olayına kayıtsız kalmadığını sergilemeye çalışır.
Kısacası medyayı fetheden sığlık, kabalık ve görgüsüzlük, sıradan vatandaşın ölümünü sadece istatistik kayıt durumuna indirmiştir:


..... hayatını kaybetti...


Bari 'nüfustan düştü' diyelim de tam ve yalnızca istatistik veri oluversin, başkaca hiçbir anlam ifade etmeyiversin.
Hayatını kaybetmekte olan Türkçe'dir; Türk-İslam kültürünün yüzlerce yılda geliştirdiği incelik ve zarafettir; onunla beraber insaniyettir.
Medyanın bu ruhsuz dili, hayatı kolayca yok olabilecek kadar değersiz görmenin dışavurumu olarak aynı zamanda cinayetleri de kolaylaştıran ve doğallaştıran derin bir hastalık...
'Çocuklar ders çalışıyor, müziği kısın' dediği için başlayan tartışma sonunda komşusunu öldürebilen kişi, arada tırmandırılan gerilim her ne olursa olsun bu toprakların ve bu kültürün sakini değildir. Bu kişi, medyanın ürettiği bir tür 'Dabbetülarz' (= yeryüzü devineni) olarak, karnını doyurmak için öldüren vahşi hayvandan aşağılaşmış yaratıktır.
Manşetlik haberi; en itici, en tiksindirici, en ürkütücü, en sarsıcı olayda arayan ve bulan bir medya, insanoğlunun kendi helaki yolunda geliştirdiği korkunç nükleer silahlardan daha tehlikeli bir sektöre dönüştü.
Bir yandan lisan-ı hal ile öldürmeyi doğal gören ve gösteren bu sektör öbür taraftan küresel bir ittifakla ölüm cezasını lanetleyebilmektedir.
İlki bulanık-alkolik bilinçle sürdürülen bir tutum, ikincisi ise şartlanma düzeyinde bir tercihle benimsenen önkabul...
Kur'an-ı Kerim ve önceki semavi kitaplar 'Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir' derken, ortalama medya adamının ana-dini ve ana-dili haline gelen 'Yükseltilen Değerler İdeolojisi', bireyin bireyi öldürmesini -aksini söyler gibi yapsa da- doğal bulup kanıksatmakta, kamu hukukunun bireye ölüm cezası vermesini ise vahşet diye dayatmaktadır.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !