::://

• 9/1/2006 - almanak 2005

 

MUHTASAR TÜRKİYE TARİHİ 2005

Mehmet AYCI

 

"a" numara cins armut, dalına fazla yakın

Onu pazarlıyorlar Roma İnciri diye

Yakıdan yangın çıktı, tadı kaçtı yakının

Sokak dar, sokak dargın, giremez itfaiye!

Akşam "ana haber"de!-

 

Birden buharlaşıyor "b" planında çıkın

Parmaklar işaretli ve yumruklar kovanda

Belaya bin bereket, düğümünden çıkının

El bombası çıkıyor; Made in Germany, ya da…

Akşam "ana haber"de!-

 

Ce! Ce! Desek yüzde bilmem kaçı Türk halkının

Birden Batıya döner yüzünü aynı anda

"c" cimriye kelepçe kamburun boyuna kın

Orak çekiç demiştik "ç" için bir zaman da…

Akşam "ana haber"de!-

 

Kartopu Keloğlan'ın değneğine değen "d"

Değişim oh ne güzel, çokça tuz biraz masal

Bir şey mi dedin oğlum, -baba, bak Noel dede,

Yeni yıl; kış kıyamet kar karanlık karnaval…

Canlı!-

 

E, kem küm, af buyurun, ne dersin efendimiz

Çenemiz mi düştü ne, nasıl benzedik "e"ye

Ezberledik her şeyi dersimiz efendim, iz

Ettik seksen senede dağa taşa tepeye!

Belgesel, yeni bölüm!-

 

"f" fesi yana kaymış bir fesleğen çıngılı

Çalıkakıcı oldu efsaneden efemiz

Aklı "g" noktasına kalıverdi takılı

Herif keyif kedisi, kuyruk Ege'de deniz

Reha Muhtar, Atina!-

 

Dağdağalı bir bağla bağladığım "ğ"

Yumuş aldı yumşadı çağa yaranmak için

Eskiden aldırmazdım sura sete hendeğe

İyi hatırlar bunu gelin getirdiğim Çin

Belgesel, az sonra!-

 

Taksim'e, Çankaya'ya tek kubbeli bir cami

Huyluya huysuz huylu, huysuza huylu enik

"h" dik başlı ve vakur "j" kılkuyruk encamı

Günü degajımıza çekiyoruz hijyenik

Araya reklâm girdi!-

 

"i" hazır ola geçti cılız bir er uzaktan

Selam durdu, geçiyor nasılsa, komutanı

Uzak sevk, uzak izin, uzak şafak, uzak tan

Alaca karanlıkta görün en komutan "ı"

Banttan yayın!-

 

Elif be te se cim ha, a be ce çe de e fe

Ke-ke kekeme olduk, ka-ka karıştı sıra

"k" açgözlüsü harfin gelsin keşkül künefe

Hem yerim hem ağlarım "yârim gitti Mısır'a"

Yurttan Sesler!-

 

Lale Devri'nin değil lalesi Laleli'nin

Lehistan'dan geleli gark olmada melale

Elif'in kanı tuttu "l"sini, lal elinin

Kıpkızıl lekesini yüzüne sürdü lale!

Tele vole!-

 

Sarhoş akan harflerin Mimar Sinan köprüsü

Bakma, benzettiği "m" meyhane kapısına

Mey çarpınca görürüm şeşi beş kapıyı dü

Bardaklar yüzükoyun, ayıl bir daha sına!

Pazar keyfi!-

 

"n" nerde hangi evin aydınlık penceresi

Bence hane uykuda, açık kalmış ışıklar

Nasıl niçin ne zaman ışık ne ev neresi

İşte en baba soru, işte en ana şıklar

Kazı kaybet bul kazan!-

 

"o" ortada kalıyor ne yana dönse şiir

Hadi gel, maç yapalım ondan olsun yuvarlak

Seyretsin orta direk, tüm biletler kelepir

Maç berabere biter, şansı totoya bırak

Yarın akşam sporda!-

 

Öyledir, erken doğar öksüz oğlan için ay

Zar tutulunca öksür, çifte koş öküzleri

"ö" öcü olsun varsın, çığlık at, korkma, kolay

Öncümüz balosuna çağırdı dilsizleri

TV'de ilk kez!-

 

"p" davulun tokmağı, cd'de çalan mehter

Ne dersin padişahım, yaktı Paris'i kulun

İş gönlüme kalırsa gönül bin ferman ister

Bir beldesi yaparım Paris'i İstanbul'un

Tehdit Değil Teklif-

 

Usandır çocukları birdirbir oynamaktan

"r"ye bir kaş bitiştir, salkımsöğüt resmi yap

Bilirsin, "yılan paşa" söz etmezdi Mamak'tan

Böyledir, her darbede halka kesilir hesap

Belgesel!-

 

Yılan deyince madem "s"yi es geçmek olmaz

Enseyi teslim etme sinsi bir tıs sesine

Tırıs koşan kısrağı kimse yarışa sokmaz

Aksi ol, tekme savur, fark etmez ense, sine

Baba Nasihatı!-

 

Şey… Bir şekil yapalım şeytanın bacağına

Uyduk ve zıkkımlandık şecere-i memnudan

Ondan attılar "ş"yi dehşetin kucağına

Peşine düştü ateş kurtuluş yok tamudan

God Channel-

 

Ehli salib Truva atı yaptıkça "t"den

Türk titrer ve kendine döner mi tek tabanca

Teklemek yok kitapta değse de temrene ten

Tekfurun tek gözünü çarmıh doyurur anca

Eski Defterler-

 

"u" kulpsuz kupa olsun bir yudum soğuk suya

Unuttu uykusunu kuyuda duran Yusuf

Bulup tuttuğu bulut su doldurur kuyuya

Yusuf'un uykusunu su aldı, tufana yuf!

Rüya Tabirleri-

 

Yürü sürü kütürtü kürdü kürü kültürü

Tütsünün ütüsünün üstünü üttü üzüm

Bürüdü büyük hürü bürüntünün kül türü

Büyücü büyü tüttür üç gündür ütüsüzüm

Bakırköy'den Naklen-

 

Kulübe ters çevrildi, artık villa dönemi,

Bozuk bir üçgen oldu çıtası düşünce "v"

Piste çakıldı uçak, karaya vurdu gemi

Yalnız kulaklarını bundan dikti deve "y"

Canlı canlı, az sonra!-

 

Küs tarih, küçük tarih, kısa tarih, seni ben

En ölümcül anında ben yokladım müzede,

Çizmeyi aşmak için iniyorum perdeden

Varsın zikzak çizmeyi üstüne alsın "z" de…

The End-

 

yorum (4) :: yorum yaz :: bağlantı

• 6/1/2006 - sebepsiz isyan

 

 

AYIN KARANLIK YÜZÜ-2 (MICHAEL)

Hakan ALBAYRAK - Hakan Albayrak Kitabı sf.54

 

Pırıl pırıl siyah çizmeler, siyah külüt pantolon ve dik yakalı siyah bir kazak. Yirminci yüzyılda bir samuray. Aynanın karşısına dikilmiş suretine bakıyor. Siyah deri ceketini budist bir özenle giyiyor. Sapanını şefkatle iç cebine yerleştiriyor. Siyah motosiklet kaskı ağır çekimle başına gidiyor. Çek asıllı bir düşman! Fakat yüzündeki sert hatlar, gömleklerini derinlikli bir ilgiyle katlamasını engellemiyor. Hiçbir bardağa veya başka eşyaya ona dokunduğunun bilincinde olmadan dokunmamıştır. İdeolojik bir tartışmada yer aldığı görülmemiştir. Zaten yol boyunca pek az konuşmuştur.

 

Hanau'da bir nümayişe katılacak. Neyle ilgili olduğunu bilmiyor. Bildiği: Nümayiş varsa polis de var.

 

20 yıl önce, acımasız bir kış gecesinde, atkılı küçük bir kız, babasının "Nereye gidiyorsun?" sorusuna cevap vermeden, evden çıktı.. Otobüs duraklarının bulunduğu Hürriyet Meydanı'na geldi.. Silahını çekti.. Ve duvara, kızıl titrek harflerle, "Holger yaşıyor" diye yazdı. Bunun savaşta bir yeri vardı.

 

Michael ve arkadaşları, işte o kızın bir zamanlar durduğu noktada bir araya gelip, konuşulacak bir şeyin kalmadığnı gödüler. Gittiler ve atom santralına yakın bir yerdeki kalabalığa karıştılar.

 

Verimsiz bir gün olacağa benzedi. Neden sonra kalabalığın içinden biri, belki de Michael, "2 Haziran" diye bağırdı. 2 Haziran 1967 akşamı, Berlin'de bir grup solcu, Şah Rıza Pehlevi'nin Almanya ziyaretini protesto etmek amacıyla toplandılar. "Mo-Mo-Mosaddik" vesaire. Sayıları azdı ve bir şey yapacakları da yoktu. Polisin niçin üstlerine yürüdüğü, ömründe ilk kez siyasi bir gösteriye katılan Protestan Kilisesi'nden burslu sevimli bir gence niçin diz çöktürüldüğü, sonra durduk yerde beynine niçin bir kurşun sıkıldığı anlaşılamadı. Tansiyon yükseldi. Michael kalabalıktan sıyrılıp sapanını gerdi, bir polisi başından vurdu. Kalabalık, polise fırsat vermeden Michael'i yuttu.

 

Eylemden sonra Berlin'e gitti. Yol boyunca neler düşündüğü bilinmiyor. Film olsaydı sevgilisini düşünür dururdu. Ona gidiyordu. Ama çok derinlerde bir yerde, gittiği bir yer yoktu. Sadece gidişi vardı. Ev kalabalıktı. Tina ve bir yığın alternatif. Onunla yalnız konuşmak istedi. Sonra onunla başbaşa kalmanın sıkıcı olacağını düşündü. Sonra çekip gitti. Alternatiflerden biri "Hey Tina!" dedi, "James Dean miydi bu?" Hep birlikte güldüler ve Michael, soğuk gri bir Berlin sabahında, bir parkın çimlerine yayılmış halde bulundu. Kül olmuştu. Yalnız dişleri kalmıştı geriye.

 

yorum (2) :: yorum yaz :: bağlantı

• 6/1/2006 - ince sızı

 

salvador dali

 

AT ÜSTÜNDE OKUNSUN

Taha AYAR

 

Ha gülle ha kille ha camla ezilmiş memen

Dibekte döğülmüş ipekle döşenmiş tenin

Kız küs çiçeği oğlan evcimen mi evcimen

Farkında değiller mevsimde olup bitenin

 

Seğirttim ötemde periler berimde yeryut

Azığım yarımşar narlardı ağzım hep sarsak

Bana yön bana sır veriver tekin bir boyut

Saçlarım güneye taralı batı pek pasak

 

Danteller kırlentler şifonlar içinde kıvran

Beni ta o eski o uzak sancıya çağır

Bulaklar gibi gür gibi şuh gibi tez davran

Gözlerin eyvallah nadide boy pos tamtakır

 

Dudak dudağaydık yarıldık ağızdan yekten

Gürül gürül bölündü bir bütüne görüntü

Yıkımsar şarkılar okuduk inleyerekten

Ol nedenden manidar mahfiyen kenzen küntü

 

Ötüşten tanıdım güvercin neydi çığırdı

Bir hırsla dalarak yokladım nesi var ve yok

Körkütük belliydi ki ruhu epey sağırdı

Bir tizmiş ki sesi incecik görsen sanki yok

 

Yaz olsun zevklenip ürpersin böcek kanadı

Sarkarak taşsınlar bağlardan meyvalar tir tir

Solaktı o katip çolaktı harfi tınmadı

Kestiler ortadan sağ kolunu ikide bir

 

Kafadar bir ilahtı arzun tuttun yarattın

Çaçaron kesildin sandın ki yaşantın yaman

Lakaytsın oysa ki külüstür atın ahbabın

Öper ol omzunu şeytanın çıkmasın foyan

 

Dağlardan bir dağ sun en engebe en engerek

Ete bür kemğe bürdüğün şehirler curcuna

De ki çıt kırıldım tazeler nemize gerek

Madem ki sevişmek kahrolmak ucu ucuna

 

Ya güldür yeraltı ya ceset ya dört dönen tay

Bulaydık o suyu boğulup kurtulacaktık

İç içe daralan şu basık bu gökler yatay

Kuyuyu örtmesek ne yazar pas tutmuş çıkrık

 

Kimdüğüm önemsiz pörsüt sen anbean derimi

Zaman ve güzellik gerdekte netti fısılda

Dansa dur dansa kalk sarmaşıp sen sil terimi

Tıslayan yılanlar gib'oldum bu son fasılda

 

Bir derin dalgınlık değilse ya nedir ölüm

Titirek çenemiz düşmüş mü üpüryan mıyız

Ardımdan kareler giyesin sürmesin dölüm

Dayansın toprağın ırkına hep bir yanımız

 

'ki doğu 'ki batı efsus ki narana yaban

Çakırkeyf ruhunda şenşakrak hani o ritim

Kaç kerre dürtüldün uçkurda kurulu kapan

Alemin alayı gideli beri o yetim

 

yorum (2) :: yorum yaz :: bağlantı

• 5/1/2006 - ksltlmş hytlr

 

HAYAT NEREYE KADAR KISALTILABİLİR?

Gökhan ÖZCAN - Gerçek Hayat, 246

 

Herkes gibi benim hayatım da bir kısır döngü içinde. Zamanın çok kısa olduğu kanaatinde değilim, bana kalırsa sadece hayat kısalıyor. Nasıl oluyor bu? Bakın anlatayım; her gün yatağımdan TSİ 8.30'da kalkıyorum WC'ye gidiyorum. Elimi  yüzümü yıkayıp kahvaltı faslını kısaca geçiştirdikten sonra çöküyorum PC'min başına. Önce yeni gelen e-mailleri okuyor, ardından MSN ortamında epeyce sanal çene çalıyorum. Bu arada GSM operatörüm günün ilk SMS'lerinin telefonuma düşmeye başladığını haber veriyor. Onları okurken TV'yi açıyor, TRT, CNN-TÜRK, NTV, ATV şeklinde uzayıp giden ZAP turumu başlatıyorum. Ancak pek dişe dokunur bir şey yok, birkaç VJ gevezelik yapıyor, birkaç SIT-COM'dan kahkaha efektleri yükseliyor. Bir yerlerde de BBG türünün son örnekleri tekrar ediliyor, bu saçmalıklar böyle sürüp giderken RTÜK ne yapıyor merak ediyorum. Dayanamayıp radyodan herhangi bir FM seçiyorum, orada da DJ gevezelikleri var. En iyisi bir DVD seçip seyretmek... Yeni aldığım cihazla sadece DVD değil, aynı zamanda DIVX, VCD, CD uyumlu bir hayatım oldu. Üstelik yanında I-POD da hediye ettiler. En iyisi ona R.E.M.'in MP3'lerini yükleyip kapağı dışarı atmak. Kulağımda son model bir REMIX, ilk yakaladığım EGO otobüsüne atlayıp işyerinin yolunu tutuyorum.

 

Byl Nry Kşyrz?

 

Oturup bir an önce CV'mi kaleme almam, ardından da gelen davetiyelerin LCV'leri ile ilgilenmem gerekiyor. Ama daha önce LCD ekran LPG bilgisayarımı açıyorum. ADSL bağlantısına sahip şanslılardan olduğumdan NET'e 256 KB hızında bağlanabiliyorum. Bu arada hava da çok sıcak, hemen kendime bir RC gazoz söylüyorum. Haberlere göz atmadan olmaz, A.A. mahreçli bir haber dikkatimi çekiyor, TCK nihayet TBMM'den çıkmış. Haberde İHD yetkilisinin görüşleri de var, son yapılan PR sonuçları da yayınlanmış. Şirketlerin CEO'ları var, acaba devletlerin de mi olsa diye düşünüyorum. Ama benim düşünmem gereken daha önemli şeyler var; melesa hemen en yakın HSBC şubesine gidip para çekmem gerekiyor. DPT'nin önünden geçen caddede bir tane ATM olduğunu hatırlıyor ve oraya yöneliyorum. Ancak hesap SOS veriyor, para dibe vurmaya yüz tutmuş. Olanı çekip doğruca bir PTT şubesine gidiyor, göndermem gereken APS'yi gönderiyorum. Sırada ASKİ ve TEDAŞ faturaları var. Ardından da SSK Hastanesine gidip DR muayenesinden geçmem ve gerekirse bir EKG çektirmem lazım. Tabii küçük kızım için BCG aşısı hakkında da bilgi almalıyım.

 

Bzm Drdmz N?

 

Ne kadar yorucu bir hayat değil mi? Ama inanın daha yapılacak çok iş var! ÖSYM'ye gidip yeğenlerim için bir adet KPSS, bir adet ÖSS ve kendim için de bir LES formu almalıyım. Bu faaliyet bolluğu beni DİE istatistiklerinin en "IN" adamları arasına değilse de, en meşgul adamları arasına sokacak sanırım. İnsanın içinde hemen AŞTİ'ye gidip bir bilet almak, bu dünyadan "OUT" olmak hissi uyanıyor. M.Ö. insanların ne kadar az derdi varmış, biz ne yapıyoruz böyle M.S. diye düşünüyorum. Nereye kadar? Yani nereye kadar kısaltabileceğiz her şeyi? Her şeyi kısaltarak kazandığımız vakti, yeri neyle dolduracağız? Her şeyi çılgınca harflere indirgemeye çalışıyoruz; hiçbir derinliğimiz, muhtevamız, ayrıntımız olmayacak mı bizim? GKHN'lar, MHMT'ler, ZYNP'ler, HSN'lar, HTC'ler olarak nasıl bir HYT yaşayacağız? Kendi ellerimizle açtığımız bu boşluğu sonra nasıl dolduracağız? Hayatı kısaltarak kendi bindiğimiz dalı kestiğimizi neden göremiyoruz? Aksine her şeyi uzatmak, büyütmek, zenginleştirmek ihtiyacındayız. Farkında mısınız bugün çocuklar kompozisyonlarında hiç tasvir yapmıyorlar. Çünkü onlar için anlatılacak her şeyi anlatacak harfler, formüller var. Dünyaya kendi gözleriyle bakamıyor, dolayısıyla göremiyor, yine dolayısıyla kendilerine ait ifadelere sahip olamıyorlar.

 

Tuhaf dünya, robotlar yapıp onlara insanlar gibi yaşamayı öğretmeye çalışıyor, diğer yandan da kendimiz robotlar gibi hayatımızı duygulara, algılara, hassasiyetlere, inceliklere, zenginliklere yer bırakmayan harflerle, rakamlarla, formüllerle dolduruyoruz. PES yani!..

 

yorum (1) :: yorum yaz :: bağlantı

• 5/1/2006 - furkan'dan okuyup öyle ayırmak

 

 

BİLGELİK ÜZERİNE NUTUK

Süleyman ÇOBANOĞLU - Aşk ile Hain Kardeş sf.9

 

Bir mumun aydınlattığı mutmain çehrelerle usul usul yazarlar. Kürek kemiklerinin üstünde kanatlarının kökleri yoktur, yedek kulakları da. Az önce sakalaçarpan yemişlerdir, plastik kutulara doldurulan ayrandan neyin eksildiğini onlar da pekala bilirler. Kundura boyarlar ve tütün de içerler. İnsanın ışıması için etrafta fildişi ve sedef, kehribar ve ipek bulunması da gerekmez. Kaç kere düşmüşlerdir, ekseriya parasız olur ve soğan ve sarmısaktan da uzak dururlar. Kadın raksından ve şaraptan hazzetmezler. Çakıları muhakkak vardır da, zippoları yok.

 

Bir mumun aydınlattığı mutmain bir çehreyle usul usul yazmak demek olan bilgelik, felaket ertelerinde tabutlar geçip gittikten sonra höykürmemektir, saadetlerin aydınlattığı günler ve gecelerde vakarını kaybetmemektir. Bacaları tüter amma ocakta tutuşan gayrının hakı değildir. Yetim toruna şefik, fesat nefse şedid olurlar. Atlar içinde üç sekili olanları, onlar içinde doruları, onlar içinde de alnı akıtmalı olanları makbul tutarlar. Ekmeği aziz tutarlar, kılıcı kavi tutarlar. Gerek damda yatarlar, gerek yerde yatarlar. Hiçbir vakit tam olarak uyumazlar, fakat çoktan ölmüşlerdir. Ağustos başağını avuçlarında ovarlar, çer çöpünü üfürüverir, böylece şu yalan dünyayı berhava etmiş olurlar. Atın üzengilemeden yürüyenine, evladın buyurmadan işleyenine, kadının kaş gözden anlayanına efdaldir derler. Kadınları üçe ayırırlar: hem eti hem sütü haram, sütü helal eti haram, eti helal sütü haram. Böylece her şeyi ayırırlar; üçe ayırırlar, yediye ayırırlar, kırka ayırırlar. Furkan'dan okur, öyle ayırırlar.

 

Bir mumun aydınlattığı mutmain bir çehreyle usul usul yazmayan bilge olamaz. Bu yetmez, işe de yaramaz. Walter Benjamin'in çantasının içinde ne olduğunu bir çırpıda sayanlar olamaz. Bu yetmez, işe de yaramaz. İnsan, dünya kartpostal tarihini pekala sular seller gibi bilir. Bu yetmez, işe de yaramaz. Birçok efendi, rasathane müdürü ve nafia müşteşarı olur. Bu yetmez, işe de yaramaz. Atom reaktörleri ve yüksek matematik üzerine yüksek mektepler vardır. Bu yetmez, işe de yaramaz. Bilmem kaç yılında, Prusya ordusunda kaç neferin katır çarpmasından vefat ettiğini bilirler; Posoflu Müdamî'yi Posoflu Zülalî ile asla karıştırmazlar; çok şiir ile çok neşide ezberlerindedir; hikaye ve rivayet ederler ve söylerler. Bunlar yetmez, işe de yaramaz.

 

Bir mumun aydınlattığı mutmain bir çehreyle usul usul yazmak lutfu pek az fânîye verilmiştir. Böyle altın bir değirmen taşı her gerdana nasip olmaz. İzlanda kalecisi topu şaplakladı diye bar bar bağıran oyun sunucusu bilge değildir; amma kulaklarımız ağzındadır. Radyo istasyonlarının namaz vakitlerinde canlı bağlantı kurduğu dolar ve senet simsarları bilge değildir; amma keselerimiz kuşaklarında durup durur. Memleketin âlî menfaatlerinin hâmisi olan sayın vekiller bilge değildir; amma öşür vermekte ber-devam olmaklığımız vardır. Dişiler bakımından kuaförler, erkekler bakımından şirket müdürleri bilge değildir; amma kafalarımız ellerindedir. Çocuklar bakımından yarışçı şovalyeler, ihtiyarlar bakımından emekli maaşını homurtuyla fırlatan banka makinaları bilge değildir; amma beyinleri onlar yoğurup onlar ufalarlar.

 

Bir mumun aydınlattığı mutmain bir çehreyle usul yazanlar pek azdır. Alemlerin Rabbi olan Allah, onları az halketmekle kudretini göstermeyi murad etmiştir: Değil mi ki mimarın hası çattığı kubbeyi en az, en ince ve en zarif sütunla tutar... Nerede olduklarını kimse bilmez. Ağlayan ah edenlerin efgânı cihanı tutmuştur; timsahlar çanta, tilkiciler kürk olurlar; ceninler hamur edilip yüze sürülürler, kırışıklık alırlar; uğursuz yolların kalbinden kestiği bozkırlarda bülbül ve keklik yoktur; erkekler Kayseri-Bursa maçına iki verip, harıl harıl mark alırlar; kadınlar bigudilerini şöyle avuçlayıp karşı gecekonduların ara yerlerinde göbeklerini hoplata hoplata koşan itlâf ekiplerine beddualar yağdırırlar; bütün bunlardan mürekkep manzara iyice kararmıştır, çünkü dedem de ölmüştür. Yine de bütün bunların içinde sema üstümüze çökmemiştir, çünkü o adamlar çobanların sırtını sıvazlaya sıvazlaya, çocuk yanaklarını okşaya okşaya yeryüzünde gezerler.

 

İllâ ki bir mumun aydınlattığı mutmain bir çehreyle yazarlar. Ben okurum, ben yazarım, ben şiir düzerim; amma içimin geniş kevgirinde bir damla su birikmez. Onlar bir mumun aydınlattığı mutmain bir çehreyle yazarlar; ben bu yazıyı endişeli parmaklarımı kancık bir klavyede gezdirerek yazdım.

 

yorum (yok) :: yorum yaz :: bağlantı


1- Ender Doğan - Ben Bu Yolu Bilmez İdim
2- İ.Coşar - Semadan Sırr-ı Tevhidi Duyan
3- Murat Aldemir - Giderem Men Tebriz'e
4- Ömer Faruk Tekbilek - İstanbul
5- Göksel Baktagir - Çılgın
6- Gökhan Kırdar - Tanbron
7- Feyruz - Atini Ennay Oua Ranni
8- Elene Karaindrou - Adagio
9- Ennio Morricone - Chi Mai
10- Selçuk Küpçük - Anılar Defterinde

| NE DİNLEDİK? |



THE WILD ONE (1953)

Yönetmen: László Benedek
Oyuncular: Marlon Brando

biz hep deriz zaten: "marlon brando.. adamın adı bile fiyakalı" diye. marlon brando'yu marlon brando yapan filmlerden biri de budur işte. e yukarıda görüldüğü gibi yüzyılın en klas fotoğraflarından birini de afiş yapmışlar. daha ne olsun? "yürü ya kulum" derler adama..


" a crowd is easier to control than an individual. a crowd has a common purpose. the purpose of the individual is always in question.. "

stephen soderbergh'in "kafka"sından

::: AH+HA v1.3 :::

| KAFA KAĞIDI | CEMAZİYELEWEL |

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:23
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
1024x768. Firefox öneririz