::://

• 9/4/2006 - nurullah genç'in cismaniyetinden istimdat

 

 

:::// AH+HA yazıyor..

 

Yıllardır merak eder dururum. Tamam, alışmak lazım; "bizim mahalle" kendi sürgünlerini budamakta, yanındaki-yöresindekini gözden kaçırmakta şöhret sahibidir. "Eloğlu"na ulûfe dağıtırken omzubaşında saf tutanları iteleyivermede, misafir cemaati abdest sormadan kürsüye-mihraba buyur ederken yıllarca aynı mescitte berdevâm olanları "cep"te görmede dost ve düşmanın ittifak edeceği bir maharete mâlikiz; kabul. Muhabbet havarilerinin her daim mütebessim yüzlerinde de, aykırılığı sebeb-i varlığı sayan güzide kardeşlerimizin delişmen gözlerinde de hep aynı edâ; karşı evlerin penceresi önünde iflah olmaz aşıklık tavrıyla serenât, "bir kırıntı yeter kereminizden" mealli şirinlikler..

 

Yine de deli gönül, gecenin bir yarısında bile akla ziyan sorulardan kendini sakınamıyor, durup da klavyesine sarılıveriyor işte. "Otuz senenin sonunda Necip Fazıl'ı milliyetçi-muhafazakâr çizgiye kıstırıp defterini düren bu piyasadan Nurullah Genç'in hakkını sormak delilik değil, zırdelilik!" diyor içimden bir ses; gelgelelim benim kısır klavyem nedense bu gece beni dürtüklüyor, bir türlü vazgeçemediğim saplantılarımdan birinin kucağına davrandırıyor; "hadisene!" diyor. Kıvrak, kırılgan, kırık.. klavyem.

 

Efendim soru(n)un özü-esası şu: Bu ülkenin şiir atlasında Nurullah Genç diye bir isim var mıdır, yok mudur? Varsa ne yana, nasıl düşer; düşerse neden biri kolundan tutup da bir gün olsun kaldırmaz kendisini? Senelerdir camia etrafında birilerine öykünüp de çiziktirmeye başlayan "yeni yetme"lerden kel-keleş karalamarıyla "geleneksel" (gelenek? ha, gelen vardı da "ek"leri de oldu şimdi) şiir gecelerinin demirbaş kadrosunda yer kapanlara, münzevî mütefekkir ayağına yatanından "eleştirmensiz mahalle buldum, poetikasız gezeyim" uyanıklarına kadar herkes birilerinin iliğinde-kliğinde emecek bir yer tutar, dilinde-dergisinde gezinir de, bu adamcağıza bu lütuf neden çok görülür, bir Allah'ın kulu da çıkıp "birader, bu adamın hakkını teslim etmeli!" demeye neden yeltenmez, merak eder dururum. Samimane, gerçekten samimane bir merak.

 

Memleketimizin ilim-irfan hayatında mühim yer sahibi, necip gençliğimizin nadide başucu kaynaklarından biri olan bir "sözlük"te, romantizmin aydınlanmaya, özellikle de Almanya'daki aydınlanmış despotizme cevap olarak doğduğu belirtilmiş. Anlaşılan o ki biz henüz yeterince "aydın"lanamadık, hatta bu "aydınlanma"yı yeterince despotlaştıramadık ki erken vazgeçtik romantizmden. Tabii her sistemde kaçaklar olur; olur da onlar artık "sızıntı" mı olur, düşük mü, orası gören gözün, akleden kalbin insafına havale.. Şöyle Cezmi Ersöz'den başlayıp Yılmaz Erdoğan'dan çıksak, sistemin kaçakları mevzuunda elimizde epey malzeme olur herhalde. Ha bir de İbrahim Sadri'miz var ki apayrı bir fasıldır; nasip olursa o dosyayı da etraf-ı erbaasıyla, cihat-ı sittesiyle açarız inşaallah.

 

Sizleri fazlaca meşgul etmek derdinde değilim. Nasıl olsa gayemizin ne olduğunu kısa bir girizgahtan sonra yukarıda birdenbire açıkladık, üzerine söyleyecek çok fazla şeyim olmadığını da gönül rahatlığıyla belirtebilirim. Derdim ortaya attığım yukarıdaki soru etrafında dallanacak cevaplardan hareketle etrafımdakilerin ve yorgun beynimin anlayış seviyesi hakkında bir fikir edinmek. Fakirin yıllardır dillendiregeldiği bir tez vardır: Bu ülkede Nurullah Genç'ten önce Sezai Karakoç diye bir adam yaşamamış olsa idi, ve N.G. de bugün elimizdeki bakiyesinin onda biriyle karşımızda duruyor olsa idi, biraz da şöyle şair takımına yaraşır bir esrarengizliği bünyesine hapsedebilse idi (ne bileyim, güncel mevzular üzerine kendisine tevcih edilen her suale şöyle "camiada on kaplan gücünde" cevaplar verse, ya da yakın edebiyat tarihimiz üzerine kelam ederken alçak dağlarla arasında kreatif bir bağ bulunduğunu vehmetse idi) bugün biz onu belki de Türkçe'nin yaşayan en pırıltılı şairi olarak selamlayacaktık. Ne ki, kendilerine piyasa tarafından "hüznün kofti şairi" muamelesi çekilmekte, bitmeyen tekrarının kalplere usanç verdiği klişesi gitgide bir dogma halini almakta..

 

Bakınız, bunu inkar edecek değilim. Tabiri caizse marulun göbek kısmını elinde tutan bu adamın yaprakları fazlaca çoğalttığı, dallandırıp budaklandırdığı doğrudur. Gelgelelim kendi tohumuyla kendi bitkisini yetiştirme derdindeki bu adamdan inatla başka şeylerin bahçıvanlığını yapmasını beklemek mantıklı mı? Tariften hareket edersek, sadece aydınlanma öncesi ve/veya sonrasının şiirini yazma derdindeki bu şairden ısrarla kendi tornistanımıza uygun bir şiir beklemenin ve istediğimizi bulamayınca da onu ademe mahkum etmenin fikir namusuyla telif edilebilecek bir yanını göremiyorum. Bir de şu var: Nurullah Genç, soğrula soğrula büsbütün yoz ve kısır bir görüntü veren dilimize/şiirimize yepyeni, taptaze kelimelerle yeni bir ruh aşıladı; damarlarındaki kanın yeniden deveranını sağladı. Ve bunu ne eskici dükkanından fırlamış bir edayla, ne orijinal, cins kelimelerin kara suratlarından maskelere sığınarak, ne de kendini bir sentez saçmalığına bırakarak yaptı. Kendi tohumuyla, kendi soluğuyla.. Birkaç mısraını okur okumaz "bu filan şair işte" diyebileceğiniz kaç adam tanıyorsunuz, doğrusu merak ediyorum.

 

Benim meraklarımın sonu yok, en iyisi bir yerden (ortalardan bir yerden) mevzuya girmek: Şiir ne yana düşer abiler, Nurullah Genç ne yana düşer?

 

(cemaat.com'dan)

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
yorum yaz :: arkadaşa gönder

• 2006-09-02 21:19:57 - yardım

Yazan: servant
bir blogcu olarak yardımınıza ihtiyacım var. Ankara akköprü bimeksten bir fotoğraf makinesi aldım. makineyi o kadar güler yüzlü, o kadar cana yakın ve hızlı bir şekilde sattılar ki mağazadan çıkarken mutluluktan gülümsüyordum. Ancak mutluluğum çok kısa bir sürede sinir krizine döndü. Çünkü satın aldığım makine arızalı çıktı ve kutudan çıktığından itibaren hiç çalışmadı. 30-45 dk sonra geri götürdüğümde ise aynı güler yüz ve cana yakınlığın yerinde yeller esiyordu. Makineyi ne geri aldılar ne de yenisiyle değiştirdiler. Parasını ödediğim ve ayın üçünde bir organizasyonda kullanmak üzere aldığım bu makineyi İstanbul’a teknik servise gönderdiler. Ayın yirmi yedisinden beri ne haber var ne başka bir şey. Birde her şey bir yana, bana makineyi alırken kontrol ettirseydin, senin hatan diyorlar. Oysa ki makineyi satarken bu makinenin belli bir süre şarjda kalması gerekiyor ondan sonra çalıştırın demişlerdi. Ayrıca ben bir müşteriyim ve sizin müşteri memnuniyetini düşünerek (madem böyle hatalar olabiliyor ve müşteriler mağdur olabiliyor) benim çıkarlarımı korumak da sizin görevleriniz arasında. Beni firma bu yönde uyarmalı ve dükkandan çıkmadan bu makinenin kontrolü yapılması gerekiyorsa yapılmalıydı. Ben garantinin ve güler yüzün verdiği güvenceyle dükkandan ayrılırken nasıl olsa bir problem yaşamam diyorum…. Ama bir problem yaşadığım da ise prosedür böyle diyen buz gibi bir adam karşılıyor beni. Ürünü satayım da ondan sonra o uğraşsın ben ne uğraşacam mantığının yanlış olduğunu düşünüyorum. Belki bu ürünü bana bilerek bu şekilde sattılar ve HP firmasına kendileri dert anlatacaklarına beni baş başa bıraktılar. Bimeks firması, ödemezlerse bu salağın parasını ödemesinler biz ne uğraşacaz diyorlar sanırım. Neyse beni bu konuda yalnız bırakmaz ve HP ve Bimeks firmalarına bir kınama maili atarsanız bir blogcu dayanışması sergileyebilir ve bu tip yapılanmaları da daha işlevsel bir hale getirebiliriz. Sizlerinde günün birinde Mutlaka bu şekilde halledilebilecek bir işiniz olacaktır. söz veriyorum yanınızda olacağım.

İsmim :kaan belek
Satın aldığım firma: Ankara akköprü bimeks
Satın aldığım makine: HP PhotoSmart R727
Satın alma tarihi:27.08.06

Müşteriniz kaan belek’i uğrattığınız mağduriyetten dolayı sizi kınıyorum gibi bir şey olabilir. Bilmiyorum daha iyi bişey bulursanız siz onu yazın.

ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER…
bağlantı

• 2006-08-24 19:40:40 - taha ayar....

Yazan: sismares
sınıf arkadasımdı..burda rastlamak ne güzel oldu...

selamlar..hoş bir blogunuz var...
bağlantı

• 2006-08-07 19:45:35 - oğlunu arayan baba

Yazan: otizm
Yazan psipsi
http://www.blogcu.com/500y03 adresli blogta kayıp oğlunu arayan bir baba var ve blogcuların ilgisizliğine sitem ediyor.çok üzüldüm ve ben ne yapabilirim diye düşündüm,arkadaşım olan blogculara bu durumu duyurmaya karar verdim.siz de arkadaşlarınıza duyurursanız sevinirim.sevgiyle kalın.psipsi
bağlantı

• 2006-06-14 21:43:25 - teşekkürler

Yazan: geredemedyatakip
hiç bir şekilde söz ezberim kuvvetli değildir ama
bu yüzden size iltifat edemeyeceğim

böylesine güzel bir sayfayı bizlerle paylaştığınız için
size çoook teşekkür ederim
bağlantı

• 2006-05-16 00:11:28 - İlgi alanlarınla ilgileniyorum; ilginize...

Yazan: tukan
ilgi bile ilginç ha?...
üniversite 1. sınıftaydık. ilginç bir türk dili edebiyatcımız var; sınıfa girdi beş on dakika ders anlattı anlatmadı bir dönemlik dersimiz buydu dedi... ve üniversiteli adam portresi çizerek dönem boyu ne yapacağımızı önerdi: okuyup tartışalım...
peki dedik ama aramızdan gerçek dünya kurallarını bilen bir kaç kişi "ya sınav" dediler... "sınav da nelerden sorumluyuz"... hazırlıklıydı hoca ve hayatımın geri kalanını değiştiren bir cevap verdi: Erich FROMM'dan "To Have or To Be" yi okuyacak ve ondan sorumlu olacaktık.
ben okudum, ama okumanın salt sayfalarla sınırlı olmadığını öğrendiğim zamanlar geçmişti ve araştırdım, Fromm'u. Kültür Dünyası diye yeni çıkmaya başlayan bir derginin 2. sayısında 2 sayfalık yazı vardı, yazarın türkiye yorumcusunun yazar ve kitabı hakkında... final geldi çattı, çoğu sular seller gibi kritik yerleri ezberlemiş, bense altı patlar gibi ıknıp sıkılarak ve daha çok düşünerek ancak bazı şeyleri cevaplayabiliyorum... ama cevaplıyorum. sınav 3 soru; yaptık neyse, ama benim cevaplarım hep dergiden. utandım ve alıntı yaptığımı yazdım kağıdın en altına: "Cevaplarım Kültür Dünyası dergisinden alıntılar kullanılarak verilmiştir."
sınav okundu normalde aa düşmeyecek bir ortalamam varken aa gelmiş... Allah Allah! Hoca beni çağırtmış yanına... Uzatmayayım bundan sonrasını benden dergiyi istedi bende karşılık istedim: Charles Baudelaire'in "Kötülük Çiçekleri" (Les Fleurs du Mal) varmış elinde imzalayıp verdi... Kültür dünyasının 2. sayısını bir daha edinemedim seri bozuldu, Baudelaire'i okumaya başladım kütüphanem birden kalabalıklaştı....
iyi oldu be!
İlgi alanlarında görünce aklıma geldi.. uzun oldu kusura bakma... bu yorumu benim blogda da yayınlasam (http://www.blogcu.com/tukan/) ayıp olmaz değil mi?
kolay gelsin...
bağlantı

• 2006-04-26 13:51:41 - Başlıksız Yorum

Yazan: hussoloji
mükemmel bir ağdalı yazı örneği sanırım...teşekkürler...
bağlantı


1- Ender Doğan - Ben Bu Yolu Bilmez İdim
2- İ.Coşar - Semadan Sırr-ı Tevhidi Duyan
3- Murat Aldemir - Giderem Men Tebriz'e
4- Ömer Faruk Tekbilek - İstanbul
5- Göksel Baktagir - Çılgın
6- Gökhan Kırdar - Tanbron
7- Feyruz - Atini Ennay Oua Ranni
8- Elene Karaindrou - Adagio
9- Ennio Morricone - Chi Mai
10- Selçuk Küpçük - Anılar Defterinde

| NE DİNLEDİK? |



THE WILD ONE (1953)

Yönetmen: László Benedek
Oyuncular: Marlon Brando

biz hep deriz zaten: "marlon brando.. adamın adı bile fiyakalı" diye. marlon brando'yu marlon brando yapan filmlerden biri de budur işte. e yukarıda görüldüğü gibi yüzyılın en klas fotoğraflarından birini de afiş yapmışlar. daha ne olsun? "yürü ya kulum" derler adama..


" a crowd is easier to control than an individual. a crowd has a common purpose. the purpose of the individual is always in question.. "

stephen soderbergh'in "kafka"sından

::: AH+HA v1.3 :::

| KAFA KAĞIDI | CEMAZİYELEWEL |

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
1024x768. Firefox öneririz