::://

• 13/9/2005 - bir hadisin düşündürdükleri

 

İsmet Özel'in yanılmıyorsam geçen yıl radyoda yapmış olduğu hadis sohbetlerinden, oldukça enteresan bir hadis ve yorumu. "Biricikliğe sahip çıkma" meselesiyle ilgili zihinlerdeki soruları bertaraf edecek cinsten..

 

 

3. HADİS
İsmet ÖZEL - 40 Hadis sf.29

 

Bugün bu programda Buharî'de, Müslim'de, İbn Hanbel'de kaydedilmiş, orada zikredilmiş, bir hadis-i şerîfi konu edeceğiz. Hadis-i şerîfin mealen ifadesi şöyle: "İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir. Cahiliye devrinde hayırlılarınız İslam devrinde de hayırlılarınızdır."

 

Ortaya konulan bu konu, ilk işitildiğinde insanı hayrete düşürüyor. Çünkü biz insanların Müslüman oldukları zaman, ömürlerinin İslam devrine ulaştıkları zaman hayırlı olduklarını, cahiliye devrinde ise hayırsız olduklarını düşünmeye yatkın olarak yetiştirildik. Oysa hadis-i şerîf bize bu kabulümüzü doğrulayan bir şey söylemiyor, diyor ki: "İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir", yani insanlar madenlerdir, "cahiliye devrinde hayırlılarınız İslam'da da hayırlılarınızdır." Buradan şunu çıkarsamak işten değil: Bir insan cahiliye devrinde altınsa İslam devrinde de altındır. Cahiliye devrinde bakır olan İslam devrinde de bakır, yani bakır Müslüman.

 

Bunu anlamak çok zor değil aslında. İnsanın Müslüman olması ve tabii ki, şeksiz şüphesiz Allah'ın birliğine ve Rasûlullah'ın O'nun elçisi olduğuna iman etmesi, onu ne yapar? Ateşten kurtarır. Rasûlullah şöyle bir söz söylemiş ashabına: "Bir devir gelecek insanlar Lâ ilahe illallah diyecek; fakat anlamını bilmeyecekler." O zaman ashabı sormuş: "Ya Rasûlallah insanlar ne manaya geldiğini bilmedikleri bu sözü söyleyecekler, Lâ ilahe illallah diyecekler, insanlara ne faydası var bunun?" Rasûlullah'ın verdiği cevap şu: "Ateşten kurtarır, ateşten kurtarır." Yani Müslüman olmak insanı ateşten kurtarır. Şeksiz şüphesiz Lâ ilahe illallah Muhammeden Rasûllullah diyen, buna hakikaten, kalben iman eden insana, ahiret yurdunda ateş yüzü gösterilmez. Ama işler bu dünya hayatında böyle değil. Bizim Müslüman oluşumuz, Müminliğimiz, öldükten sonra Cennete mi, Cehenneme mi gideceğimizle alakalı bir şey. Dünya hayatında işler ahiret hayatından farklı değerlendirilir.

 

Dünya hayatında, aslına bakarsanız, size çok şaşırtıcı gelebilir bu ifade, üstün nitelikli insanların birçoğu cehennemliktir. Çünkü onlar o üstün niteliklerine dayanarak Allah'ın iradesine karşı geliyorlar. Halbuki çok mütevazı hatta silik denebilecek birçok şahsiyet cennetlik olabilir. Çünkü bunlar tab'an kendi varlıklarının, hayat çizgilerinin gereği olarak Allah'ın iradesine hiçbir şekilde, değil karşı çıkmak, itiraz bile etmeyecek insanlardır. Bunların da cennetlik olmaları çok normaldir. Bu insanlar bu dünyanın ölçülerine vurulunca çok sönük nitelikte kalsalar bile. Bu vesileyle şunu belirtmek lazım. Bizim Müslümanlığımız asırları aşıp çağları geride bırakıp bize kadar ulaştıysa bunun temelinde Asr-ı Saadetteki müşriklerin şecaati yatar. Bu hükmün size çok şaşırtıcı görüneceğini biliyorum. Açıklayayım: İslâmiyet'in neşet ettiği sırada müşrikler kalitesiz ve ucuz adamlar olsalardı putlarına yapılan bu tecavüzü, yani "Lâ ilahe illallah Muhammeden Rasûlullah" sözünü kaale bile almazlardı. Halbuki insanlar putları aleyhine söylenen bir söz üzerine kılıçlarına davranıyor. Demek ki bu adamlar sahip oldukları değerler karşısındaki duyarlıkları itibariyle çok kaliteli adamlar. Değerlerine önem veren insanlar. Bu insanlar Müslüman oldukları zaman aynı derecede İslamiyet'e önem verdiler. İyi (altın) müşrik, iyi (altın) Müslüman oldu sonuçta. Ve onlar şirk içinde iken dinlerine gösterdikleri özeni İslam'a da gösterdiler. Bu bağlamda Hz.Ömer, hepinizin bildiği gibi, çok çarpıcı örnektir. Çünkü, Hz.Ömer'in Müslüman oluşuyla sonuçlanan olay, onun Rasûlullah'ı öldürmek için yola çıkışıyla başlar. Ve, Ömer, Ömer ül-Faruk diyoruz ona çünkü bir kabile reisi olması hasebiyle Müslüman olduğu zaman içinde bulunduğu kabileyi parçalamıştır. Kendi kabilesi içinden Ömer Müslüman olduğu için Müslüman olmayı tereddütsüz kabul eden insanlar çıkmıştır. Fakat benim, Hz.Ömer denince, anlatmadan edemediğim bir şey var: Onun hicret etmesi. Bildiğiniz gibi Rasûlullah da dahil olmak üzere birçok Müslüman Mekke'den Medine'ye kaçak yolla yani müşrikler fark etmesin diye tedbir alarak gittiler. Hatta Hz.Ali'nin Rasûlullah'ın yatağında, onu hala yatıyor sansınlar diye, hem de ona ulaşacak bir tehlikenin kendisine gelmesini üzerine aldığı için, yattığını biliyoruz. İşte böyle bir durumda, kayıtlardan öğreniyoruz ki, Hz.Ömer hicretini şu şekilde gerçekleştirmiş: Müşriklerin ileri gelenlerinin de aralarında bulunduğu bir grup halinde oturan insanların yanından geçip Kabe'yi tavaf etmiş ve sonra müşriklerin yanına, yanılmıyorsam at üzerinde, yaklaşmış ve şöyle demiş: "Ben Medine'ye hicret ediyorum. Eğer karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen biri varsa ilerdeki tepenin arkasında onu bekliyorum." Ve atını sürüp gitmiş. İşte bu adam, cahiliye devrindeki hayırlı vasfını İslam'da da aynen göstermiş bir kişi olarak hafızalarımızdan hiçbir zaman silinmeyecek. Bunun kendi çapında yansımalarını günlük sosyal hayatımızda halen görebiliriz.

 

Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartlarda insanların madenler gibi oluşları ve cahiliye devrindeki iyi niteliklerini İslam'da da devam ettirdikleri gerçeği çok önemli, aydınlatıcı bir gerçek. Günümüzde her zamankinden çok daha işimize yarayan bir bilgi. Özellikle Türkiye'nin akıbeti söz konusu olduğunda Müslümanlardan neler beklenebilir sorusunu biz bu hadis-i şerîfin ışığında değerlendirmeliyiz. Yani Müslümanlar cennete gidebilirler. Çünkü biz bu gün bu hayatta, bu dünya hayatında kimin Cennete kimin Cehenneme gideceği konusunda karar verme yetkisine sahip yaratıklar değiliz. Ama gözlemlerimiz şu noktayı tebarüz ettirmeyi gerektiriyor: Türkiye'de Müslüman kimliğine sahip çıkan insanlar aynı zamanda Türkiye'nin kaderi konusunda da sorumluluk alma kapasitesinde insanlar olmak zorundadır. Bu kapasiteyi taşımamaları halinde bu insanların birer maden olarak çok değersiz madenler sırasında satıldıklarını, ucuz maden olmakla da birilerinin elinde ne şekle girdiklerini söyleyebiliriz. Şunu söylemek de mümkündür, Müslüman vasfımızı itikadımızın hakkını verecek derecelere ulaştırmakla da yükümlü insanlar olmak zorundayız. Bizim ne cins madenler olduğumuz konusunda bir değişiklik yapma şansımız yoktur; ama en azından o madenin ne işe yaralacağı konusunda, işe yarayıp yaramayacağı konusunda bir iradî seçimimiz olabilir. Bu anlamda Türkiye'de yaşayan Müslümanlara bakıp bunların altın, gümüş, krom, bakır hangisinden olduğunu hesaba katmamız lazım ve eğer bir şey bekliyorsak, o madenlerden bekleneni, ancak onların verebileceğini de bilmemiz lazım. Acaba gümüşken altın, altınken bakır olabilir miyiz? Hadis-i şerîften öğrendiğimiz kadarıyla bu mümkün değil! En doğrusu, ne cins maden olduğumuzu fark edebilmiş isek o madenin ne işe yarayacağı, o madenin en iyi nasıl kullanılacağı konusunda kendimize yer seçmemiz gerekir. Bakır olduğu halde altınmış gibi hareket etmek doğrudan doğruya kalpazanlık olur. Onun için ayağımızı denk alışımız bu hadis-i şerîfin bize kazandırdığı duygular sayesinde olması lazım!

 

Biz yine Asr-ı Saadete dönecek olursak, insanların niteliklerinin bütün insanlığa ne büyük yarar sağladığı meselesinde Hz.Ömer'den sonra, belki de önce zikredilmesi gereken ismin Hz.Hatice olduğuna dikkatimiz çevrilir. İnsanların maden oluşları bakımından eğer altından kıymetli bir maden varsa onu Hz.Hatice'ye yakıştırmamız gerekir. Çünkü hatırlayacağınız gibi Rasûlullah Hira Dağı'ndan döndüğü zaman başına gelenin ne olduğu konusunda sarih bir fikre sahip değildi. O Hz.Hatice'dir ki şöyle demiştir: "Sen şu, şu nitelikte bir insan olduğuna göre başına kötü bir şey gelmiş olamaz." Akabinde kocasını kendi akrabalarından biri olan bir Hristiyan'a götürmüştür. Devamını biliyorsunuz. İnsanların altın ve gümüş madenleri gibi madenler oluşunun en bariz örneği Hz.Hatice'de tecessüm ediyor. Çünkü Hz.Hatice hem Rasûlullah'ın ne kadar kıymetli bir maden olduğunu bilen bir kadın hem de bunu bilecek derecede kıymetli bir madeni temsil eden bir kadın. Allah tabii ki her şeyi, bizim için en iyisini halk ediyor. Dolayısıyla anlaşılsın ki o gün Rasûlullah'ın eşi olarak Hz.Hatice değil de bir başkası olsaydı biz belki bugün dünyada Müslüman olarak bulunmayacaktık. Tıpkı Bedir Savaşı'na katılan Müslümanların durumu gibi. Bildiğiniz gibi Rasûlullah Bedir Savaşı'ndan önce şöyle bir duada bulunmuştur: "Yâ Rabbi" demiştir, "Bu insanları muzaffer kıl, himaye et, çünkü eğer bunlar mahvolacak olursa senin şanını dünyada yayacak kimse kalmayacak." (Ben hafızamda yer ettiği kadarıyla aktardım, tabii, tam metni aranızda bilenler mutlaka vardır.) Bütün bu anıştırmalarla söylemek istediğim insanların maden olarak niteliklerinin vazgeçilmez, ihmale gelmez şeyler olduğudur. Bedrin aslanları ve onlarla birlikte, aynı zamanda Çanakkale şehitleri. Bunlar öylesine üstün insanlardır ki, o insanların maden olarak kıymetlerinin sarf edilmesi, yani bir şekilde bozdurularak kullanılması bizi halen yaşatıyor. Yani, bizler de Türkiye'de yaşarken Çanakkale'de ölenlerin yüzü suyu hürmetine yaşıyoruz. Yani, Türkiye'de bir devletimiz bir milletimiz varsa Çanakkale Savaşı'nda o müttefiklerin projesini uygulanamaz hale getiren insanlardır. Yoksa I.Dünya Savaşı hemencecik bitecek, İstanbul Ruslara verilecek ve çatışan taraflar da kolaylıkla anlaşacaklardı. İngiltere ve Almanya bu konuda çok kolay anlaşacaklardı eğer küfrün gemileri Çanakkale'den geçebilseydi. Ama olmadı biliyorsunuz. Aynı şekilde Rasûlullah'ın cinlerin tesiri altında olmayıp Allah kelamıyla muhatap olduğunu cevheri çok kıymetli bir madenden olan Hz.Hatice sayesinde öğrenebildik. Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman yaşadığımızın olağanüstü bir hayat olduğunu, aslında her şeyin olağanüstü cereyan ettiğini göz önüne getirmemiz lazım. Dünyada sıradan, bizim hissiz bir şekilde yaklaştığımız durumlar pekala hayranlık derecesinde derin anlamlara sahip olabilir. Bu anlamlardan bir tanesi de bizim hadis-i şerîflerle olan ilgimizden doğan anlamlardır, ki insanların altın ve gümüş madenleri gibi madenler olduğu konusu da bunların arasına katılması lazım.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
yorum yaz :: arkadaşa gönder

• 2006-02-02 08:20:08 - altin bir kalemden cikmisa benziyor

Yazan: altanalp
Allah yar ve yardimciniz olsun...
bağlantı

• 2005-10-03 14:41:41 - ~~

Yazan: milkboy
güzel bir ders oldu teşekkürler
bağlantı

• 2005-09-16 09:30:30 - Başlıksız Yorum

Yazan: hasancengiz
Orjinal bir hadis ve duymamıştım. Ama , beynimdeki bir soru işaretini kaldırdı. Kader sistemiyle ilgili düşüncelerim netleşti. Bizler , programın içindeki yaratıkçıklar , ve programcının bize yüklediği anlam. Zincir tamamlandı. Teşekkürler.
bağlantı

• 2005-09-15 12:33:01 - Başlıksız Yorum

Yazan: derin
Oldukça faydalandım. Teşekkürler.
bağlantı

• 2005-09-13 22:59:03 - :)

Yazan: shekkercik
cok guzel bir makale..
okurken kah hayran oldum, kah sasirdim kaldim, kah huzunlendim, kah tarifini bulamadigim bir sey sardi bedenimi...
ismet ozel adini ilk kez duyuyorum.. ama yuregine ve kalemine saglik... cok guzel yazmis...

Bu guzel yazinin karsima cikmasinda oynadiginiz rolden dolayi size cok tesekkur ederim sayin ah+ha :)
ayrica sitenizin tasarimida sadeligin ayri bir hava kattigi bir guzellikte olmus... gule gule kullanin...
bağlantı


1- Ender Doğan - Ben Bu Yolu Bilmez İdim
2- İ.Coşar - Semadan Sırr-ı Tevhidi Duyan
3- Murat Aldemir - Giderem Men Tebriz'e
4- Ömer Faruk Tekbilek - İstanbul
5- Göksel Baktagir - Çılgın
6- Gökhan Kırdar - Tanbron
7- Feyruz - Atini Ennay Oua Ranni
8- Elene Karaindrou - Adagio
9- Ennio Morricone - Chi Mai
10- Selçuk Küpçük - Anılar Defterinde

| NE DİNLEDİK? |



THE WILD ONE (1953)

Yönetmen: László Benedek
Oyuncular: Marlon Brando

biz hep deriz zaten: "marlon brando.. adamın adı bile fiyakalı" diye. marlon brando'yu marlon brando yapan filmlerden biri de budur işte. e yukarıda görüldüğü gibi yüzyılın en klas fotoğraflarından birini de afiş yapmışlar. daha ne olsun? "yürü ya kulum" derler adama..


" a crowd is easier to control than an individual. a crowd has a common purpose. the purpose of the individual is always in question.. "

stephen soderbergh'in "kafka"sından

::: AH+HA v1.3 :::

| KAFA KAĞIDI | CEMAZİYELEWEL |

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
1024x768. Firefox öneririz